Şehrin sokaklarında, köyün meydanında, caddelerin gürültüsünde bir sessizlik var, ancak bu huzurlu bir sessizlik değil. Herkesin bildiği ama kimsenin yüksek sesle dile getirmeye cesaret edemediği, ağır bir yok sayma hali bu. Memleketimizin dört bir yanını saran, gençliğimizin damarlarına kadar işleyen o zehirli illetten, artık bir memleket meselesi haline gelen o büyük sorundan bahsediyorum.
En büyük engelimiz, kendi evimizin içine çektiğimiz o sahte güvenlik çizgisi. "Benim çocuğum yapmaz", "Bizim ailede böyle bir şey olmaz" diyerek kendimizi kandırdığımız sürece, zehir tacirlerine en büyük hizmeti biz veriyoruz. Çocuğunun odasına kapandığında, gözlerindeki o hayat ışığı solduğunda, evdeki huzursuzluğu fark ettiğinde bunu ergenliktir, geçer diyerek öteleyen her ebeveyn, aslında yangını körükleyen oksijeni sağlıyordur. Bağımlılık, bir suç değil, bir hastalıktır; ancak bu hastalığı gizlemek suça ortak olmaktır.
Operasyonlar yapılır, gözaltılar gerçekleşir, sokaklar bir süreliğine temizlenir. Peki, o gencin zihnindeki boşluğu neyle dolduruyoruz? İmkânsızlıkların içinde boğulan, üniversite diplomasını bir kağıt parçasından farksız gören, yarınına dair hiçbir ışık bulamayan ve hayalleri elinden alınmış bir gence, sadece yapma' demenin bir hükmü yoktur. Eğer bir toplum, gencine hayal kurabileceği bir zemin sunamıyorsa, o genç o zemini yeraltı dünyasında, yapay mutluluklarda veya zehirli kaçışlarda arayacaktır. Biz sadece temizlik yapmıyoruz; biz, bir geleceği toprağa gömüyoruz.
Bu satırlar, bir gazetecinin kaleminden dökülenler değil, bu ülkenin vicdanına seslenen bir annenin, bir eğitimcinin feryadıdır. Artık bir tercih yapma vaktimiz geldi.
- İhbar Değil, Şefkat: Bir genci polisiye bir vaka olarak değil, kazanılması gereken bir can olarak görmeliyiz. İhbar etmekten korkan değil, yardım istemekten çekinmeyen, birbirine güvenen, acıyı paylaşan bir toplum yapısına ihtiyacımız var.
- Sokağı Geri Almak: Mahallemizde, sokağımızda kimin ne yaptığını bilmek dedikodu değil, mahalle bilincidir. Komşumuzun çocuğunu kendi çocuğumuzdan ayrı görmediğimiz o eski günlerdeki gibi, birbirimize sahip çıkmak zorundayız. Bizim kültürümüzde evlat sadece anne-babanın değil, tüm sokağın toplumun emanetidir.
- İşlevsel Sosyalleşme: Şehirlerimizde sadece tabelası olan değil içi dolu, sporun, sanatın ve emeğin olduğu merkezler inşa etmeliyiz. Boş kalan her zihin ve her vakit, kötü alışkanlıkların ilk durağıdır.
Devletin kurumları, emniyeti ve jandarması bu mücadelenin elbette en önemli ayağıdır, kabul! Ancak bu mücadelenin asıl mutfağı aileler, öğretmenler, esnaflar ve komşulardır. Unutmayalım ki eğitim önce ailede başlar. Gençleri diplomalı işsizler ordusuna değil, üretken bireylere dönüştürecek bir model geliştiremediğimiz her gün, geleceğimizden bir tuğla daha söküp atıyoruz.
Bu satırları bir uyarı olarak değil, bir uyanış çağrısı olarak kabul edin. Yarın, kapınızı çalan o hüzünlü haber geldiğinde, keşke demenin hiçbir kıymeti kalmayacak. Yangın büyüyor; ya bu ülkenin her ferdi vicdanıyla bu ateşi söndürecek ya da kendi ellerimizle inşa ettiğimiz bu sessizlikte kaybolup gideceğiz.
Tercih bizim, gelecek bizim, evlatlar bizim. Peki, bu gidişata daha ne kadar sessiz kalacağız? Bu sadece benim değil, bu sokaklarda nefes alan, bu havayı soluyan her çocuğun, her ailenin ortak kederidir. Gelin, üzerimize serilen bu ölü toprağını birlikte silkeleyelim ve o suskunluğu bozalım.
Sizin sokağınızda, sizin mahallenizde neler olup bitiyor? Gençlerimizi bu karanlığın içinden çekip çıkarmak için birlikte ne yapabiliriz? Yaşadığınız tecrübeleri, içinizi kemiren endişeleri veya çözüm önerilerinizi bana ulaştırın. Paylaşacağınız her hikaye, bu yangını söndürmek için atılmış kıymetli bir tuğla olacaktır.