?>

BALIĞA UÇMAYI ÖĞRETMEK EĞİTİMDE BÜYÜK ÇIKMAZIMIZ

Arzu Kılıç Dağbakan

2 saat önce

Eğitimde bir binanın temeline harç koyuyoruz ama binanın düzgün yükselip yükselmediğini kontrol edecek su terazisini kullanmayı reddediyoruz. O terazinin adı; Rehberlik ve Ölçme-Değerlendirmedir. Bugün toplum olarak yaşadığımız mesleki tatminsizliklerin, işini isteksizce yapan niteliksiz kadroların ve her şeyden önemlisi mutsuz bireylerin temelinde, eğitimdeki bu ikilinin kulak arkası edilmesi yatıyor.

Peki, köklü bir zihniyet dönüşümü için bu iki kavramı nasıl ele almalıyız?

1. Rehberlik Bir Problem Çözme Değil, İnsan Keşfetme Sanatıdır

Toplumumuzda rehberlik servisi yıllarca yanlış anlaşıldı. Yaramazlık yapan, ders dinlemeyen ya da psikolojik sorunu olan öğrencinin gönderildiği bir ceza veya tamir odası. Bu sığ anlayışı acilen yıkmak zorundayız.

Rehberlik; çocuğun zihinsel, duygusal ve yetenek haritasını çıkaran bir pusuladır. Bana göre ilkokul ikinci sınıfa kadar olan süreçte çocuk, katı müfredatlarla değil ilgi köşelerinde, serbest etkileşimle gözlemlenmelidir. Bu süreçte uzman rehber öğretmenler ve psikologlar;

Gelişimsel Testler ve Envanterlerle çocuğun sözel mi, görsel mi, analitik mi yoksa kinestetik  mi düşündüğünü bilimsel olarak tespit etmeli, İlgi ve Yetenek Testleriyle çocuğun neye karşı doğal bir tutkusu olduğunu ortaya çıkarmalıdır.Anlama, öğrenme şekli belirlenmeli bu doğrultuda eğitim almalıdır.

Eğer bir çocuğun müzik ve uzamsal zekası yüksek, sayısal soyutlama yeteneği sınırlıysa, onu zorla fen lisesi maratonuna sokmak, balığa uçmayı öğretmeye çalışmaktır. Bilimsel rehberlik testleri, çocuğu kendi doğasıyla barıştırır.Ebeveynlerin gerçekleşmemiş hayallerine kurban gitmesini engeller.

2. Ölçme-Değerlendirme Bir Yargılama Değil, Erken Teşhis Mekanizmasıdır

Toplum olarak en büyük hatamız, ölçme ve değerlendirmeyi bir not verme ve eleme aracı olarak görmek. Çocuğun eline tutuşturulan 45 veya 90 puanlık bir kağıt, ölçme-değerlendirme değildir, o sadece bir sonuçtur.

Hakiki ölçme-değerlendirme, tıptaki MR veya röntgen cihazı gibidir. Amacı çocuğa ceza kesmek değil, öğrenme sürecindeki mimari hatayı bulmaktır.

Bu çocuk denklem kurmayı mı bilmiyor, yoksa okuduğunu mu anlamıyor? İngilizce kelimeleri biliyor ama gramer yapısını mı oturtamadı?

İşte profesyonel bir ölçme-değerlendirme sistemi bu soruların yanıtını verir. Eksik, gün yüzüne çıkarıldığı an müdahale edilmelidir.

3. Etütler Kreş Değil, Tamirat Atölyesidir

Ölçme-değerlendirmenin tespit ettiği eksiklik nerede giderilecek? Yanıt açık;  Nitelikli etütlerde.

Ancak bugün etütler çalışan anne babaların çocuklarını bıraktığı birer bakımevine, çocukların ise ödev yapma bahanesiyle vakit öldürdüğü birer oyalanma merkezine dönüşmüş durumdadır. Bu durum, ciddi bir toplumsal kaynak ve zaman israfıdır.Etüt; ölçme-değerlendirmenin reçete ettiği tedavinin uygulandığı yer olmalıdır. Eksik kaldığı noktada çocuğa nokta atışı takviye verilen, birebir veya küçük gruplarla öğrenme boşluklarının kapatıldığı, hakiki bir eğitim alanına dönüştürülmelidir.

Topluma İkazımızdır: Etik Erozyonunun Müfettişi Eğitimin Kendisidir

Mühendislik yeteneği olmadığı halde zorla mühendis yapılan birinin inşa ettiği binanın çökme ihtimali neyse insanı, empatiyi ve sanatı seven bir çocuğu zorla tıp fakültesine gönderdiğinizde karşılaşacağınız hekimlik etiği zafiyeti de odur.Bir toplumda meslek ahlakı bittiyse, ustadan doktoruna, mimardan öğretmene herkes işini baştan savma yapıyorsa, suçluyu uzakta aramayın. Suçlu, yeteneğine bakılmaksızın yanlış koltuklara oturtulmuş bireyler üreten bu sistemdir.

Çocuğu erken yaşta bilimsel testlerle tanımak, yetenek haritasını çıkarmak zorundayız. Akademik yolculuğunda nerede takıldığını nitelikli ölçümle teşhis etmek ve o eksikleri günübirlik bakıcılık mantığıyla değil, gerçek anlamda iyileştiren etütlerle tamamlamak eğitim sistemimizin asli görevidir. Eğer bunu başaramazsak diploması olan ama mesleğine sevgisi bulunmayan, etik değerlerden yoksun, yaptığı işe ruhunu katmayan nesiller yetiştirmeye devam ederiz. Mühendisinin çimentodan çaldığı, hekiminin hastasına empati duymadığı, öğretmeninin ilham vermediği bir geleceğe razı olmak demektir bu. Unutmayalım ki, yeteneksizleştirilmiş ve sevmediği işlere mahkûm edilmiş bireylerin inşa ettiği bir toplumun ne ekonomisi, ne adaleti, ne de geleceği hiçbir zaman sağlam olamaz. Bugün çocukların özüne dönmezsek, yarın çöken sadece binalar değil, tüm toplumsal ahlakımız olacaktır.

YAZARIN DİĞER YAZILARI