Türkiye'nin yerel yönetim yapısında 2012 yılında kabul edilen 6360 sayılı Kanun ile başlayan köklü dönüşüm, yaklaşık 16 bin köyün mahalleye dönüşmesiyle sonuçlanmıştı. Bu değişim, kağıt üzerinde kentsel bir kimlik sunsa da, pratik hayatta kırsal alanların kendine has ekonomik ve sosyal dokusunda derin çatlaklar oluşturdu. 2014 yılından itibaren tam kapasiteyle uygulanan bu model, köylerin tüzel kişiliğini sona erdirirken, bölge halkını kentsel vergiler ve ağır bürokratik yükümlülüklerle baş başa bıraktı. Bugün, 2026 yılının ilk günlerinde, köylerin öz kimliğini koruyabilmesi için tanınan "kırsal mahalle" statüsü haklarının sona ermesi, üreticiler üzerinde büyük bir endişe dalgası yaratmış durumda.
Kırsal Mahalle Statüsü İçin Belirlenen Hayati Kriterler
2021 yılında yayımlanan yönetmelik, mahalleye dönüşen yerleşim yerlerinin hangi şartlar altında yeniden "kırsal" haklara sahip olabileceğini net bir şekilde ortaya koymuştu. Şehir merkezine olan mesafe, belediye hizmetlerine erişim düzeyi, yerleşik yapılaşmanın niteliği ve en önemlisi nüfusun geçimini ağırlıklı olarak tarım ile hayvancılıktan sağlayıp sağlamadığı bu sürecin temel taşlarını oluşturuyordu. Ancak bu tespitlerin yapılmasında tüm kriterlerin sağlanma zorunluluğunun bulunmaması, belediyelere geniş bir inisiyatif alanı tanırken; aynı zamanda hatalı değerlendirmelerin, yerel siyasi engellerin ve eşitsiz kararların da kapısını aralamış oldu.
Mali Uçurum: Muafiyetlerin Sonu ve Üretim Krizi
Kırsal mahalle veya kırsal yerleşik alan olarak tescil edilen bölgeler; emlak vergisinden çevre temizlik vergisine, su ücretlerindeki indirimlerden tarımsal yapılar üzerindeki kolaylıklara kadar pek çok mali avantajdan yararlanıyordu. 12 Mart 2023 tarihinde yapılan düzenleme ile bu haklar 31 Aralık 2025 tarihine kadar uzatılmıştı. Ancak bu tarihin geride kalmasıyla birlikte, statü kazanamayan köylerde vergi ve harç yükümlülüklerinin kentsel seviyeye çıkması, zaten yüksek girdi maliyetleriyle boğuşan çiftçiler ve hayvancılar için telafisi mümkün olmayan bir mali yıkım riskini beraberinde getirdi.
“Köylerde tarım ve hayvancılığın geliştirilmesi, kırsal nüfusun yerinde tutulması ve telafisi mümkün olmayan mağduriyetlerin önlenmesi amacıyla, 31 Aralık 2025 tarihinde sona eren kırsal mahalle ve kırsal yerleşik alan başvuru süresinin uzatılması büyük bir zorunluluktur. Bu düzenleme, köylerde tarım ve hayvancılığın devamı için hayati öneme sahiptir.”
Sessiz Mağduriyet: Bilgi Kirliliği ve Sosyal Çatışmalar
Sahadaki en büyük problem, pek çok mahalle muhtarının ve yerel idarecinin başvuru süreci ve kriterler konusunda yeterince bilgilendirilmemesi oldu. Süreçten haberdar olmayan binlerce mahalle, 2026 yılına bu haktan mahrum girerken; hayvancılık yapılan bölgelerde "koku" veya "atık" şikayetleri nedeniyle açılan davalar sosyal huzuru bozmaya başladı. Köy yaşamının bir parçası olan ahır ve ağılların kentsel mevzuata göre "aykırı yapı" muamelesi görmesi, üreticinin toprağına ve hayvanına küsmesine yol açan ciddi bir bürokratik engel olarak varlığını koruyor.
Eşitsizlik ve Adalet Duygusunun Zedelenmesi
Tarım ve hayvancılığın Türkiye’nin gıda güvenliği için stratejik bir öneme sahip olduğu gerçeği, devletin en üst kademelerinde her fırsatta dile getiriliyor. Ancak büyükşehir meclislerinde onaylanan mahalleler ile onaylanmayanlar arasında objektif bir kriter farkı bulunmaması, sınır komşusu olan iki mahalleden birinin muafiyet alıp diğerinin alamaması adalet duygusunu derinden zedeliyor. Kırsal nüfusun şehirlere göçünü hızlandıran bu dengesizlik, gıda fiyatlarındaki artıştan bölgesel kalkınma farklılıklarına kadar geniş bir yelpazede tüm ülkeyi olumsuz etkileyen bir domino etkisi yaratıyor.
Gelecek İçin Kaçınılmaz Talep: Süre Uzatımı ve Yeni Pencere
Sonuç olarak, geride bıraktığımız başvuru takviminin acilen yeniden açılması ve 31 Aralık 2025 tarihli sınırın ileri bir tarihe çekilmesi toplumsal bir beklenti haline gelmiştir. Ziraat mühendisleri, muhtarlar ve sivil toplum kuruluşları, bakanlığın bu hayati çağrıya kulak vererek adaletsizliği giderecek bir yasal düzenleme yapmasını bekliyor. Bu uzatma sadece bir süre artırımı değil; aynı zamanda Anadolu’nun üretim damarlarını açık tutma, kırsal refahı artırma ve köylerin boşalmasını önleme hamlesidir. Kırsalın sesine kulak verilmesi, Türkiye'nin tarımsal geleceğinin korunması adına en kritik adım olacaktır. Haber Feyzi DONAN